13 Ağustos 2011 Cumartesi

Hayat Futbola Benzer, Sahada Biter

Otobüs, klasik otobüs kalkışı titremelerinden birini yapmıştı. Hani şu herkesin titrediği, herkesin oturduğu yerden şöyle bir sarsıldığı ve hatta "Binmese miydik?" dediği o kalkış titremesi.

Ancak kimse kararsızlığını yenemeden otobüs terminalden kalkmış ve yola koyulmuştu bile. Otogarda eski sevgilimle telefonda bir kavga etmiştim, sinirim bozuktu. Otobüsteki yaşı 5'in altındaki nüfusun çokluğu daha çok sinirimi bozuyordu. Burnumun ucuna hafifçe dokundum. Sanki bir toz varmış ve tozu alacakmışım gibi... Cam kenarında olmadığım için karışık hisler içindeydim.

Gece uyuduğumda başım cama sürtünür de yağlı bir kafa izi bırakırsa küfür yiyecektim, koridor tarafı ise zırt pırt gelip gidenlerle dolup taşacaktı. Hangisi daha kötüydü; küfür etmek mi, küfür yemek mi?

Çantamın en dibine elimi atıp "ya dinlersem" kategorisindeki -ve tabii pek çoğunu dinlemeyeceğim- yüzlerce şarkıyla dolu olan müzik çalarımı bulup çıkarmaya çalıştım. Yanımda oturan, dışarıyı süzen esmer, kısa saçlı genç hafifçe kıpırdandı. Yola başlar başlamaz uyumaya çalışıp, bunu başaramadığında ise ufak tefek vücut sinyalleriyle senin hayatını mahvedecek olanlardan birisiydi belli ki.

Hiçbir şeyi umursayamazdım, müzik çalarımı bulup çıkarıp kulaklıkları taktım. Ve bingo, dış dünyayla bağım kesilmişti... Bir de not defterimi arayıp buldum. Aklımdaki bazı şeyleri not etmeye başladım. On - on iki saat sürecek bir yolculukta yapılabilecek en sıkıcı şeyleri yapıyordum, belki de gerçekten uyumam lazımdı...

Böyle bir karmaşa içinde, yolu neredeyse yarılamıştık ki, karnımın acıktığını hissettim. Neyse ki otobüs tıslaya tıslaya, üçüncü sınıf bir tesise giriyordu. Kalemi kağıdı çantanın içine attım. Dönünce uyuyacaktım, kararımı üç şarkı önce vermiştim...

Aşağıya biraz da yalpalayarak indim. Yiyeceklere cidden çok iştahlı baksam da, elimi yüzümü yıkamak istiyordum... Döndüğümde sıra alıp başını gitmişti... Küfrederek bir tepsi aldım ve sıraya girdim.

Çok matahmış gibi her şeyden biraz alıp -tüm kötülükleri tatmaya niyetliydim- bir masa aramaya koyuldum. Cam-kenarı-çocuk bir masada tek başınaydı. Başını hafifçe kaldırdı, beni görünce elini uluslararası işaret kurallarında "gel" olarak tabir edilen hareketle oynattı. İkiletmedim, zira bir an önce yemek yemek istiyordum.

İkimiz de çabuk çabuk yemiş ve masadaki suya göz dikmiştik. Neyse ki ilkçağdaki gibi birbirimizi öldürmemize gerek yoktu, iki kişiye fazlasıyla yetecek kadar su vardı. İçerken göz göze geldik.

"Tatile mi?" diye sordu, genizden gelen bir sesle. Başımı salladım. Uzun hikaye, demeye bile mecalim yoktu. Uzun bir hikayeydi. "Arkadaşımı ziyaret edeceğim..." diye kısa kestim. Yalandı. Sadece kendimi arıyordum. Olsa olsa kendimi ziyaret ederdim.

Başımı sorarcasına salladım.

"Futbolcuyum ben... Transfer oldum, şimdi oraya sezon öncesi kampa gidiyorum..." dedi. Gözleri buğulu bakıyordu. Başımı sallamakla yetindim. Kimsenin hayatına fazla müdahil olmak istemiyordum, daha kendi hayatıma müdahil olamamışken; bu kadarı zul olurdu...

Yol başladığı gibi bitti. Ben ondan önce iniyordum, çantamı toparladım. Dudağımı hafifçe büküp, "Bol şans!" dedim. Başını salladı, yol boyunca uyuduğu için uyku sersemiydi. Fazla bir şey düşünebildiğini sanmıyorum. Otobüsten indim ve otobüs aynı titremesiyle kalkıp döndü, otogardan çıktı ve yola girdi.

O yaz hiçbir şey yolunda gitmedi. Eski sevgilimle barıştık, arkadaşlarımla tartıştım, ailemle tartıştım. Olabilecek her türlü aksilik oldu. Ve tatil en nihayetinde bitip yaşadığım şehre döndüğümde kalabalığın içinde kendimi çok rahat hissediyordum.

Aradan bir buçuk ay geçmişti tatil biteli... Bir gün kulağımda şarkılarını ayda bir daha fazla dinlemeyeceğim şarkılarla değiştirdiğim müzik çalarımla yürürken bir kafeye girdim. Bir kahve alıp bir masaya oturdum. Adetten olduğu üzre masanın üzerine çeşitli gazeteler serpiştirilmişti. Bir tanesini çekip ön sayfaya şöyle bir göz attıktan sonra spor sayfasını açtım.

Her şey bilindikti. Geniş bir Türkiye liglerinde top koşturan Brezilyalı resmi sayfanın tam ortasındaydı. Sağında solunda ondan daha önemsizleştirilen haberler diziliydi. En en en altta ise alt ligler vardı. Tanıdık bir isim gördüm, gözlerimi diktim.

Ölmüştü.

İdmanda çıkan kavga, gün sonunda otelde de devam etmiş ve birbirlerini havuza atan iki topçudan yüzme bilmeyeni ölmüştü.

O'ydu.

Bir futbolcu için fazla kahpece bir ölüm, diye mırıldandım. Kahvemden bir yudum aldım, yüzüm ekşidi.

Bu sipariş ettiğim kahve değildi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder