17 Ağustos 2011 Çarşamba

Elma Kurdunun Ayak Sesleri

Birkaç eşya haricinde, Feng Shui benzeri bir akıma gönderme yapacak kadar sade döşenmiş bir odadayım; sadece daktilo sesleri yankılanıyor havada. Başka ses yok. Terlediğimi fark edip vantilatörü çalıştırıyorum, tarrr tarrr tarrr.

Vantilatörle odaya doluşan serin rüzgar bir süre düşünmeye itiyor beni: Vantilatörü bulan, nasıl bulmuştur acaba? Peki ya, rüzgar tirbünleri mi daha önce çıkmıştır ortaya vantilatör mü?

Yelpaze...

Bunalıyorum. Uzanıp vantilatörü kapatıp odaya coşkuyla yayılan sesi kesiyorum. Tekrar sıcak basıyor, üstümdeki ince atleti çıkarıp bir köşeye atıyorum... Vantilatörün çalıştığı kısa sürede daktilonun yanından uçuşmuş birkaç kağıdı toparlayıp tekrar düzgünce koyuyorum.

Öksürerek boğazımı temizliyorum, tekrar tuşlara usulca dokunmaya başlıyorum tak tak tak. Traaak.

Bir alt satıra geçiş efektini çok seviyorum. Birkaç kez daha basıp o sert, vurucu sesi dinliyorum. Traaak traaaaak traaaaak!

Belli belirsiz gülümseyip yazdığım son satırı tekrar okuyorum, kaldığım yerden devam ediyorum... Güneşe çıktığında, anlamsız her şeyi öven tayfa tarafından yere göğe sığdırılamayacak bir akım oluyor adeta... Coşkuyla birkaç kez daha basıyorum alt satıra geçmek için.

Güneşe çıkma olgusu beynimde dans ediyor, kımıl kımıl; bir elma kurdu gibi beynimin sağ alt tarafından girip çarprazlamasına hız kesmeden hücum ediyor...

Ayağa fırlıyorum, yanımda duran sehpaya hafif çarptığımdan kelli gürültüyle devriliyor. Uzanıp her yana savrulan sigaralardan bir tanesini alıp işaret ve baş parmağımla üzerinde gezerek düzeltiyorum. Çakmağı da kenardan çekip alıyorum... Üzerine yayılmış külleri üfleyerek havaya savuruyorum...

Ateş kırmızısı bir Zippo bu. Seslere takıntılıyımdır, kapağı birkaç kez açıp kapatıyorum. En sonunda sıkılıp acelece açıp çakıyorum. Odaya bir anda alev yayılıyor, nefesler çekerek sigarayı yakıp kapatıyorum Zippo'yu. Trak.

Derin nefesler çekerek pencereye yaklaşıyorum. Pencerenin kolunu kaldırıp odaya hava dolmasını sağlıyorum.

Hava kararma arefesinde, sokak lambaları ise henüz yanmamış... Apartmanın çevresindeki ağaçlar, rüzgar geçtikçe alarm veriyor. Uğulduyorlar. Uuuuuhışşşş.... Uuuhışşş...

Bir baykuşun ötüşü çınlıyor kulaklarımda. Sigarayı ağzıma götürüyorum. Çektiğim nefesin sesi beynimi kemiriyor. Hfffsssss....

Ve duman ağzımdan süzülerek çıkıyor. Hffff....

Bir müddet duruyorum, gökyüzündeki aya bakıyorum. Kabak gibi, sapsarı ve kocaman. Başımı hafif eğip gözlerimi iyice kısıyorum. Biraz daha uğraşsam üzerindeki meteor deliklerini görebilirim gibi geliyor... Biraz daha, çok azıcık, uğraşırsam da o meteorların çarpma sesini duyabilirmişim gibi hissediyorum. Ses mi daha önce geliyordu, görüntü mü?

Sokağa dönüyorum. Bir adam elinde ekmek torbasıyla seri adımlar ata ata yürüyor. Evde bekleyeni olmalı. Hatta belki bir çocuğu da vardı. Müthiş bir gürültü. Sigarayı ağzıma götürüyorum. Hffffssssss.... Hfffff.....

Torbanın hışırtısını hayal ediyorum, gözümü hafif kapatıyorum. Birkaç saniyelik bir karanlık, daha da koyu bir karanlık, çok koyu bir karanlık ve bingo.

Duyuyorum. Hışırdıyor, içindeki ekmekler birbirine sürtünürken katı bir ses çıkarıyor. İştah açıcı bir ses.

Normal bir beslenme düzenin varsa tabii...

Gözümü açıyorum. Hava git gide kararıyor, ışık yanmalı artık... Gözümü sokak lambasına dikip sigarayı ağzıma götürüyorum... Hffffffsssss.... Hfffffffffff....

Trak!

Bingo.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder